Eylül 01, 2010


1932 yılında Aldous Huxley tarafından yazılmış olan 'Cesur Yeni Dünya' ve 1949 yılında yazılmış olan 'Bindokuzyüzseksendört' den bahsedeceğim. Aslında her iki romanda İngiltere'de geçmektedir. Cesur Yeni dünya'da Londra'da, 1984'te Okyanusya adı verilen Büyük Britanya'nın da içinde bulunduğu coğrafyada. Her iki romanda çevrede olup bitenlerden haberdar, farkında olan erkek ve kadın karakterler üzerinden anlatılmaktadır. Din, Sanat, Bilim yoktur.
. Londra merkez kuluçka ve şartlandırma merkezinde insan üretimi yapılmakta, üretim sırasında şişedeki embriyolar gelecekte onları neler beklediğine göre birer bebek haline getirilmektedirler. Alfa, Beta, Gama, Delta, Epsilon olmak üzere insanlar sınıflandırılmışlardır. Alfalar bugün bizlere benzeyen, düşünebilen yine de çok da düşünmemesi gereken, belli fiziksel şartlarda, özgür bireylerdir. Basamak aşağı doğru indikçe zeka seviyesi düşmektedir; Gamalar, çok basit işlerde çalışan, zekaları ve bedenleri gelişmemiş kişilerdir, bundan şikayet etmeyip, durumun farkında bile değildirler. İnsanlar her zaman mutlu olmayı başka şeylere tercih ederler düşüncesiyle tüm toplum yapısı bu altyapı üstüne oturtulmuştur. Kişilere Hipnopedya aracılığıyla herkesin herkese ait olduğu, bugün alabileceğin keyfi asla yarına erteleme gibi belli dogmalar aktarılmaya çalışılmakta, sınıfların birbirlerinden uzak durması gerektiği öğretilmektedir. Mesela delta bebeklerin önlerine çiçekler ve renkli şeyler konulmakta, bebekler tam bu cici şeylere ulaşmak üzereyken kulakları sağır edebilecek bir ses verilmekte; böylelikle bebeklerin ilerideki bu gibi isteklerine şartlandırılarak gem vurulmuş olmaktadır. Anne ve babalık pornografiktir. Ebeveyn ve çocuklar arasında hiçbir bağ yoktur. İnsanlar; kısırdırlar, yüzbinde bir kadınlara doğurganlık verilir, cinsel oyunlar oynayan çocuklar olarak yetiştirilirler. Uygarlar ve vahşiler vardır. Vahşiler bizim yaşadığımız koşullarda yaşamakta; Uygarlar, yaşlanmamakta, doğurmamakta, sinirleri bozuk olunca soma alarak kendilerini düzeltebilmekte, parfümlü suyla duş almakta, sihirli orgu dinlemeye gitmektedirler, toplu halde yaşamakta ve zorunlu törenlere katılmaktadırlar. Kitaplar yok edildiğinden (sadece sistemin yazdığı kitaplar) kimse geçmişte ne olduğunu bilmemekte, düşünmemekte, düşünenler de sınır dışı edilmektedirler. Mustafa Mond ve Bay vahşi kitabın sonunda yüzyüze gelerek tüm gerçekler iki düşünen insan tarafından anlatılmaktadır. //cemaat-kardeşlik-istikrar
.. Dünya üçe bölünmüştür: Okyanusya, Avrasya, Doğu Asya. Bu üç devlet sürekli savaş halindedir. Halk çok fakirdir; ama fakirliğinin farkında değildir. İnsanlar çok çalışmakta, üretilen ürünler savaş yoluyla harcanmakta, sonucunda halkın fakir kalması sürekliliğini korumuş bulunmaktadır. Telekran vardır; hem alıcı hem de verici olan bu cihaz, insanların uykuda sayıklamalarını bile kaile alarak, onları düşünce suçlusu olmalarıyla suçlayarak yok edebilir. İngilizce hala var olmakla, insanlar yabancı insanlarla iletişim kuramasınlar diye başka bir dil öğrenmek suçtur. Bir de yenikonuş diye bir lisan icat edilmeye başlanmıştır. Bu dil, daha az sözcükle konuşabilmeyi hedeflemekte, özgürlük gibi kelimelerin anlamını değiştirmektedir, çiftdüşün kelimesiyle, iki kere ikinin beş edebileceğini insanlara kabul ettirmeyi başarmaktadır. Duyguları anlatacak çeşitli kelimeler yoktur, mükemmel, muhteşem, güzel yerine; iyi artı artı vardır, kötü yerine iyi değil. Tüm geçmiş sürekli değiştirilmekte, insanların farkındalığı azaltılmaya çalışılmakta, böylelikle onları istedikleri yöntemle yönetmiş olmaktadırlar, öyle ya insanlar sadece yönetilmek ve mutlu olmak isterler. Burada da insanlar iç parti üyeleri, parti üyeleri ve proleter sınıftan 3 basamağa bölünmüşlerdir. Proleter telekransız özgür, cinsel yaşamları olan insanlardır; fakat çok mağdur durumda olduklarından düşünme özgürlüğünü kullanmak akıllarına gelmez. Parti üyeleri sadece parti için çiftleşmekte olup cinsellik yasaktır. Kimse kimseye bağlanmasın ki biri yok olduğunda kimse onu merak etmesin ve bu enerji sadece Büyük Birader için harcansın, sadece ona inanılsın.// savaş barıştır- özgürlük köleliktir- bilgisizlik kuvvettir
Her iki kitapta da öngörülen şey, insanları eğitimle şartlandırarak yetiştirmek, sadece çalışıp, mutlu olmalarıyla yetinmelerini istemek üzerine karamsar bir gelecek. Doğru haber alma yollarını kesmek, bilgi akışını durdurmak, herkesin birlikte hareket etmesi sağlamak; tam da herkesin eşit olarak yaşabileceklerinin bilgisinin eşiğinde onları eşit olarak yaşatmak (sınıflar yine var, sınıflar birbirlerinin farkında değil ve herkes sınıfının içinde aynı koşula sahip) ;fakat düşünemedikleri, özgür olmayan gibi şartları olan, eşit olmak zorunda oldukları bir toplumda. Birçok görüş ileride tek bir devlet altında toplanma fikrinde birleşmekte, bir dünya devleti için bu distopyalar pek de imkansız değil. Dünya yaşayabilsin diye insanlar var olmakta ya da dünya birkaç insan için yaşamakta

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder