Ağustos 09, 2010

Sanat yapıtının çevresinde dolaşıp anlamaya çalışmaya alıştığımız sergilerin dışında bir sergi.
Sanat yapıtı denince zihnimiz; izlenebilir olmasına, en fazla interaktif biçimde bizi de içine dahil eden kabul ederek ki alışkanlığımıza karşı gelerek, bize seyirlik olanla olmayan arasında bir ayrım yaptırmaktadır. Sergilenenler, ne mağazada dokunulabilen, meta haline dönüşmüş olma (sergilenenler burada işlevini yitirir) ne de plastik sanatlara ait olma durumunu yakalamaktadırlar, giyilecek olanla, seyirlik olan yer değiştirmektedir. Bütün bunlar bile, bu sergiyi ilginç kılmaya yetmektedirler.
Le Corbusier, Binaların uçak gibi olması gerektiğini söylerken, Hüseyin Çağlayan da sanki geleceği gören tasarımlara, şu anın geçiciliğine, uçak gibiye öykünüyor. Kıyafetlerin tasarımına ait videolar ya da ilişkisiz gibi görünen başka şeyler anlatan görüntüler, Podyumdaki performansların, müzede enstalasyona dönüşmesi, kıyafetlerin tarihle, antropolojiyle disiplinlerarası kurduğu ilişki, moda tasarımına başka bir boyut katıp, sürekli bir şeyleri kategorileştirmeye çalışan beynimizi bir kez daha karıştırıp, Hüseyin Çağlayan'ın sanatçı mı tasarımcı mı, neyin sanat neyin tasarım olduğu sorusunu sordurtuyor. İstanbul Modern'de Ekim ayına kadar devam edecek sergiyi ya müzede kıyafetleri anlamsız bularak ya da kıyafetlerin müzede olmasının verdiği mesajları anlayarak gezmeniz mümkündür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder